Boşanma Kararı ve Ayrılık

BOŞANMA KARARI VE AYRILIK

Türk Medeni Kanunu’nun 170. Maddesi ve devamında boşanma davalarının karar çıkmasından sonraki süreç detaylı bir şekilde kanunlaştırılmıştır. Kanun madde metninde şu hükümlere yer verilmiştir:

Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.

Görüldüğü üzere mahkeme hakimi talepten fazlasına karar veremez. Ayrılık talep edilmiş ise hakim resen boşanmaya karar veremeyecek ancak boşanma talep edilmiş ise ve gerekli koşullar oluşuyor ise ayrılık kararı verilebilecektir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 24/11/2005 tarihli 2005/13395 E. 2005/16225 K. tarihli kararında ayrılığa karar verilebilmesinin şartları düzenlenmiştir. Anılan karar şu şekildedir:

“Anayasanın 141/3. maddesi gereğince mahkemenin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. Medeni Kanununun 170/3. maddesine göre "dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir". Bu durumda davacı mutlak bir boşanma nedenine dayanmış ve bunun varlığını kanıtlamış olsa bile, hakim barışma ihtimalini gördüğü takdirde boşanma yerine ayrılığa hükmedebilecektir.

Bu durumda bir boşanma nedeninin gerçekleşmesi halinde barışmanın mümkün görüldüğüne, ortak yaşamın yeniden başlayabileceğine ve nihayet ileride birleşme umudunun bulunduğuna ilişkin hakimin takdirinin kesin ve denetimden uzak olduğunu düşünmemek gerekmektedir. Her şeyden önce hakimin takdir hakkını çok ciddi ve son derece isabetli kullanması gerekmektedir. Eşinin barışma ihtimali gerçekleşmeye yakın bir ciddiyetle görülmeli, varlığı makul surette kabul edilmeli, böyle bir kanaat sağlam ihtimale dayandırılmalı, hatta barışma ihtimalinin varlığı bir kararın ikrarından ya da hareket tarzından anlaşılmış olmalıdır. 

Özellikle barışma ihtimali kuvvetli bulunmalıdır. Zayıf bir ihtimal yeterli değildir. Bu konuda bir takdire ulaşırken dosyaya uygun dayanaklar gösterilmeli, boşanma nedeninin ve geçimsizliğin asıl saiki ve eşlerin kişisel durumları üzerine eğilinmeli, mücerret bir barışma ihtimalinin dışında eşlerin sosyal ve kültürel durumları değerlendirilmelidir. Olayların yoğunluğu ve ağırlığı eşlerin uzun süredir ayrı yaşamakta olmaları gibi haller her halde yeniden bir araya gelme ihtimalini ortadan kaldırıcı bir unsur olarak düşünülmelidir.

Nihayet Hakim kararında barışma ihtimalinin varlığını ve kendisini böyle bir inanca götüren nedenleri kanun yolu denetimine olanak verecek açıklıkta göstermelidir ( Anayasa md.141/3, HUMK md.388 ). Ancak bu yolladır ki mutlak bir boşanma nedeni hukuka uygun nisbileştirilebilir. Nisbi boşanma sebebine de takdir hakkı Anayasa ve kanun çerçevesinde kullanılmış olur. Somut olaya gelince; Davalı kocanın davacı kadını sürekli dövdüğü, birlik görevlerini yerine getirmediği, davacı kadını anne ve babasına götürüp yolun buraya kadar deyip terk ettiği tanık beyanlarıyla belirlenmiştir.

Taraflar arasında evlilik birliği temelinden sarsılmış ve Türk Medeni Kanunun 166/1. Maddesi koşulları oluşmuştur. Türk Medeni Kanununun 170/3. maddesi gereğince tarafların ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı gösterir dosyada bir delil ve bilgi yoktur. O halde boşanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”

Bu kararda ortak hayatın yeniden kurulabileceğine ilişkin yeterli delil yoksa boşanma talebiyle açılmış bir davada ayrılığa karar verilemeyeceği belirtilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’muzun 171. Maddesi gereğince “Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.”

Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.

Kanunda da açıkça düzenlendiği üzere ayrılık süresi hakimin belirlediği süre bitiminde kendiliğinden sona erer. Bu ayrılık süresince eşler barışmamış, ortak hayat tekrar kurulamamışsa eşlerden biri davayı her zaman açabilir. Bu kez davayı açan kişinin ayrılık kararı verilen davada davacı ya da davalı olmasının bir önemi yoktur. Her ikisi de davayı açabileceklerdir.

Açılan yeni davada ortak hayat kurulamamışsa ilk davada ispatlanan olaylar ile birlikte ayrılık süresince yaşanan yeni olaylarda dikkate alınarak hüküm tesis edilir. Bilinmelidir ki bu kez yapılan yargılama boşanmanın verilip verilmemesi ile ilgili değil, boşanmanın sonuçlar ile ilgili bir yargılamadır. Zira bilindiği üzere ayrılık kararı da sadece boşanma sebebinin ispatlanmış olması halinde verilebilecektir.

Boşanma sebebinin ispatlanmadığı davalarda hakim davanın reddine karar vereceğinden ayrılık sonrası açılan davada boşanma sebepleri tekrar araştırılmayacaktır. Burada bir nevi boşanma kararının açıklanmasının ertelendiğinden bahsedilmesi gerekmektedir. Bu sebeple de boşanma kararının tartışılmayacağı gerekçesiyle davayı tekrar kimin açtığının bir önemi yoktur.

Tüm bu gerekçelerle ilk boşanma davanız açılırken, uzunca bir zaman kaybetmenizin önüne geçecek şekilde alanında uzman kendinize göre belirleyeceğiniz en iyi boşanma avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz.